33. İstanbul
Film Festivali, 5–20 Nisan tarihlerinde gerçekleştirilecek. Programındaki
filmlerin niteliği ve çeşitliliğinin yanı sıra izleyici sayısıyla da önder
konumunu koruyan İstanbul Film Festivali, bu yıl da sinemaseverlere 20’nin
üzerinde bölümde 200’ü aşkın filmin yanı sıra usta sinemacıların katılacağı söyleşiler,
atölye çalışmaları ve sinema dersleriyle dolu iki hafta yaşatacak.
Sinemaseverler,
2013 ve 2014’ün nitelikli yapımlarından
sinemanın unutulmaz klasiklerine, usta yönetmenlerin başyapıtlarından Sundance
ve Berlin film festivallerinde prömiyerleri
yapılan eserlere, belgesellerden çocuk filmlerine uzanan bir yelpazedeki
programı takip edebilecekler. Festival, klasikleşmiş bölümlerinin yanı sıra
2014 yılına özel bölümleriyle de ses getirecek. Türkiye sinemasının 100. yılı için sinema yazarları Fatih Özgüven
ve Engin Ertan, akademisyenler Selim Eyüboğlu ve Umut Tümay Arslan ile İstanbul
Film Festivali Direktörü Azize Tan tarafından hazırlanan “Bu İkiliye Dikkat”, 2014
yılında kutlanan Polonya–Türkiye arası diplomatik ilişkilerinin tesisinin 600.
yıldönümü ile ilgili kutlamaların kültür programı çerçevesinde hazırlanan “Polonya
Canlandırma Sineması” ve Marin Karmitz’in kurduğu prodüksiyon şirketi MK2’nün 40.
yılı şerefine hazırlanan “MK2–40. Yıl” festivalin heyecan verici projelerinden…
Yalnızca altı film yapmasına rağmen, Rus sinemasının dünyadaki önemli
temsilcilerinden biri olan, adı çoğu zaman Tarkovski’yle birlikte anılan Aleksey
German’ın tüm filmleri festival kapsamında izleyiciyle buluşacak. Festivalde
ayrıca Türkiye sinemasının 100. yılı vesilesiyle, Balkanlar’ın ilk sinemacıları
Yanaki ve Milton Manaki’nin restore edilen filmlerinin tamamı gösterilecek. Türkiye’den
sinemacıları uluslararası profesyoneller ile bir araya getiren Köprüde
Buluşmalar’ın dokuzuncusu da yine festival kapsamında yapılacak.
·
Altın Lale Uluslararası Yarışma
33. İstanbul Film Festivali’nin “Uluslararası
Yarışma” bölümünde festivalin büyük ödülü Altın Lale için, sanat ve sanatçı temasını işleyen ya da bir
edebiyat eserinden uyarlanan 11 film yarışacak. Şakir Eczacıbaşı anısına verilen Uluslararası Altın Lale Ödülü, bu yıl
da Eczacıbaşı Topluluğu tarafından 25.000
avroluk para ödülüyle desteklenecek. Bu ödülün 10.000 avrosu Altın Lale’nin sahibi olacak
filmin yönetmenine, 10.000 avrosu filmin Türkiye’deki
dağıtımını üstlenecek firmaya, 5.000 avrosu ise Jüri Özel
Ödülü’nü kazanacak filmin yönetmenine verilecek.
33. İstanbul Film Festivali Altın
Lale Uluslararası Yarışma Jürisi’nin başkanlığını
A Separation / Bir Ayrılık ve The Past / Geçmiş filmleriyle tanınan İranlı yönetmen Asghar Farhadi üstlenecek. Farhadi’nin
yanı sıra jüride yönetmen Philippe Le
Guay, prodüktör ve London Film School direktörü Lynda Myles, senarist Razvan
Radulescu ve oyuncu Defne Halman yer
alacak. Lynda Myles festival
izleyicileri için bir de sinema dersi verecek.
Geçen yıl
Peter Weir başkanlığındaki jüriden What
Richard Did / Ne Yaptın Richard?
ile Uluslararası Altın Lale’yi kazanan İrlandalı yönetmen Lenny Abrahamson’ın son filmi Frank, ilk kez Sundance Film Festivali’nde
izleyici karşısına çıktı. Başrollerini Domhnall
Gleeson, Michael Fassbender ile Maggie Gyllenhaal’un paylaştığı Frank,
alışılmadık bir müzikal komedi. Filmde başarılı olmak isteyen bir müzisyen,
çılgın bir müzik grubuna katılır. Grubun solisti Frank, başındaki kafa
şeklindeki dev maskeyi hiç çıkarmadan şarkı söyler. Filmde Frank’i canlandıran Michael Fassbender şarkıları kendisi
seslendiriyor. Yönetmen Lenny Abrahamson da festivalin konukları arasında.
Her
çalışmasında dram ile komedi arasında bir denge kurmasıyla tanınan, İzlanda
sinemasının en ilgi çekici simalarından Ragnar
Bragason son filmi Metalhead / Metalci ile Altın Lale
için yarışacak. Heavy metal’e şapka çıkaran bu hem komik hem de duygusal film,
gözlerden uzak bir çiftlikte büyüyen ve rock yıldızı olmayı çok ama çok isteyen
bir genç kızın hikâyesini anlatıyor. Yönetmen Ragnar Bragason Nisan ayında
festivalin konuğu olarak İstanbul’a gelecek.
Başrollerinde
Mia Wasikowska ve Adam Driver’ın rol aldığı Tracks
/ Çöldeki İzler, Robyn Davidson’ın 1978 yılında dokuz ay boyunca
Avustralya’nın kuzeyindeki Alice Springs’den kıtanın batısına develerle 2700
kilometre süren yolculuğunu konu alan bir cesaret ve azim öyküsü anlatıyor.
Davidson’ın anı kitabından uyarlanan filmin yönetmeni John Curran, The Killer
Inside Me / İçimdeki Katil (2010)
filminin senaristi olarak tanınıyor. John Curran da festivalin konuklarından.
Kanadalı
yazar, yönetmen ve oyuncu Xavier Dolan’ın,
Hitchcockvari bir psikolojik gerilim olan dördüncü uzun metrajlı filmi Tom
at the Farm / Tom Çiftlikte heyecanla beklenen
yarışma filmlerinden. Venedik’te FIPRESCI ödülü alan filmde Dolan yine farklı bir film türünü
deniyor. Xavier Dolan’ın “MK2–40. Yıl” kapsamında yine
festival programında yer alan bir önceki filmi Laurence Anyways de Cannes’dan ödülle dönmüştü.
Alışılmadık
bir büyüme ve neşeli bir özyaşam öyküsü olan Myself and Mum / Ben,
Kendim ve Annem, Fransız sahne sanatçısı Guillaume Gallienne yıllardır sahneye koyduğu tek kişilik
gösterisini beyaz perdeye uyarlıyor. Hep kız çocuğu istemiş olmasına rağmen üç
oğlu olan annesinin zamanla Guillaume’u kendi kendine eşcinsel varsayışını konu
alıyor. Filmde hem kendi gençliğini hem de annesini canlandıran Galliene, cinsel kimliğinin oturması sırasında
yaşadıklarına değinirken film boyunca eşcinsel film klişelerini ve büyüme
öykülerini tiye alıyor. Cannes Film Festivali’nde Yönetmenlerin Onbeş Günü
bölümünün açılışını yapan filmi, 28 Şubat’ta verilen Cesar ödüllerinde En İyi
Film ve En İyi Erkek Oyuncu da dahil olmak üzere toplam 5 ödül alarak büyük bir
başarıya imza attı.
Selanik’te
İzleyici Ödülü, Valladolid’de En İyi Yönetmen ve En İyi Erkek Oyuncu
ödüllerini kazanan Papusza / Taş Bebek ise ilk kadın Roman şair Bronislawa Wajs, ya da tanındığı isimle
Papusza yani Taş Bebek’in adını taşıyor. Polonya’da “lanetli şair” olarak
tanınan Papusza’nın yaşam öyküsü, ülkedeki Roman toplumunun tarihiyle de ortak
yönler taşıyor. Filmin başrol oyuncusu Jowita
Budnilk de festivale katılacak.
Abim Evin Tek Çocuğu ve Hayatımız ile tanıdığımız Daniele
Luchetti, kısmen otobiyografik yeni filmi Those Happy Years /
Mutlu Yıllarımız’da seyirciyi film çekmeye meraklı bir çocuğun
gözlerinden 70’li yıllara götürüyor. Yönetmen Daniele Luchetti’ye göre, peliküle ve onun kendine has kokusuna bir
saygı duruşu olan Mutlu Yıllarımız’ın ilk gösterimi Toronto Film Festivali’nde
gerçekleşmişti. Daniele Luchetti de festivale katılacak.
2013 İsveç’in
Oscar’ı sayılan Guldbagge ödüllerinde En İyi Film ve En İyi Senaryo, Venedik’te
ise gösterildiği Ufuklar Bölümü’nde FIPRESCI Ödülü alan The Reunion /
Buluşma İsveçli sanatçı Anne
Odell’in ilk filmi. İlkokul yıllarında maruz kaldığı zorbalıklardan
etkilenerek çektiği Buluşma’da Odell bir mezunlar buluşmasının önce sahtesini filme
çekiyor, ardından sınıf arkadaşlarına bu filmi gösteriyor; böylece gerçekle
kurgu arasındaki çizgiyi epeyce esnetiyor.
2005’te
festivalde gösterilen La Face cachée de
la lune / Ayın Saklı Yüzü ile
hayran kitlesini artıran ünlü tiyatro ve sinema yönetmeni Robert Lepage, kısa film yönetmeni Pedro Pires ile birlikte yine Lepage’ın bir tiyatro oyununu
sinemaya aktarıyor. Lipsynch’in film uyarlaması olan Triptyque /
Üçleme, ilk gösterimini yaptığı Toronto Film Festivali’nde büyük ilgi
topladı. Lepage’ın diyalog ve görsellik dehasının yine ön plana çıktığı, hafıza
ve kimlik kavramlarıyla oynayan Üçleme, Quebec’li bir kitapçı, Alman
bir beyin cerrahı ve bir caz şarkıcısının kesişen hayatlarını mercek altına
alıyor.
Martin Provost’un Toronto Film Festivali’nde
prömiyerini yapan filmi Violette, başrollerini Emmanuelle
Devos ve Sandrine Kiberlain’in paylaştığı bir dönem filmi. Filmin başkahramanı
ise filme adını da veren Fransız yazar Violette Leduc. Fransız kamuoyunda kadın
cinselliği, kürtaj gibi meseleleri ilk kez tartışmaya açan yazarlarından
sayılan Leduc, daha çok ünlü kadın yazar Simone de Beauvoir ile olan dostluğu
ile tanınıyor. 2. Dünya Savaşı günlerinde başlayan film, bu yakınlığı mercek
altına yatırıyor.
Joachim
Trier’in birçok ödüllü filminin senaryosunda imzası bulunan Norveçli yönetmen
Eskil Vogt’un ilk uzun metrajlı filmi Blind / Körlük, görme duyusunu
kaybeden bir kadının aklını da kaybetmemek için gerçekliğe sıkı sıkı sarılma
mücadelesini işleyen gerilimli olduğu kadar mizah unsurlarını da kullanan bir
dram. Görüntü yönetmenliğini Dogtooth / Köpekdişi’nin de kameramanlığını
üstlenen Thimios Bakatakis’in yaptığı ve yalnızca görme hakkında değil yazma ve
yalnızlık üzerine bir film de olan Körlük, Sundance’de Senaryo
Ödülü kazandı.
· Altın
Lale Ulusal Yarışma
Ulusal Yarışma’da Altın Lale Ödülü için, yapımı 2013–2014 sezonunda tamamlanan
Türkiye’den filmler yarışacak. “Ulusal
Yarışma” jüri başkanlığını, Türkiye sinemasının usta yönetmenlerinden Derviş Zaim üstlenecek. Altın Lale Ulusal Yarışma Jürisi’nin
diğer üyeleri, ARTE Dışalımlar Sorumlusu Karen
Byot, Varşova T–Mobile Yeni
Ufuklar Film Festivali Sanat Direktörü Joanna
Lapiska, oyuncu Nadir Sarıbacak ve yazar Hakan Günday. Jüri
festivalde, En İyi Film, En İyi Yönetmen, Jüri Özel Ödülü, En İyi
Kadın Oyuncu, En İyi Erkek Oyuncu,
En İyi Senaryo, En İyi Görüntü Yönetmeni, En
İyi Kurgu ve En İyi Özgün Müzik
olmak üzere, toplam 9 dalda ödül
verecek.
“Ulusal Yarışma” bölümünün filmleri
şöyle:
- Silsile / Ozan Açıktan
- Şarkı Söyleyen Kadınlar / Reha Erdem
-
Sesime Gel / Hüseyin
Karabey (Türkiye prömiyeri)
-
Gittiler / Kenan
Korkmaz (Dünya prömiyeri)
-
Kumun Tadı / Melisa
Önel (Türkiye prömiyeri)
-
Bir Varmış Bir Yokmuş / Kazım Öz (Dünya
prömiyeri)
- Ben O Değilim / Tayfun Pirselimoğlu (Türkiye prömiyeri)
-
Deniz Seviyesi / Esra
Saydam & Nisan Dağ (Dünya prömiyeri)
- Ayhan Hanım / Levent Semerci (Dünya
Prömiyeri)
- İtirazım Var / Onur Ünlü (Dünya prömiyeri)
- AKBANK GALALARI
Wes
Anderson’ın Berlin Film
Festivali’nin açılışını yapan ve Jüri
Büyük Ödülü’nü de kazanan son filmi The Grand Budapest Hotel / Büyük
Budapeşte Oteli, Akbank Galaları’nın merakla beklenen filmlerinden. Türkiye
prömiyerini festivalde
yapacak film 1920’lerde Avrupa’da büyük
bir otelde yıllardır görev yapan, adı efsaneleşmiş Gustave H. ile yakın
arkadaşı, lobi görevlisi Zero Moustafa’nın
maceralarını anlatıyor. Filmin bol yıldızlı oyuncu kadrosunda Ralph
Fiennes’ın yanı sıra F. Murray Abraham, Edward
Norton, Mathieu Amalric, Saoirse Ronan, Adrien Brody,
Willem Dafoe, Léa Seydoux, Jeff Goldblum, Jason
Schwartzman, Jude Law, Tilda Swinton, Harvey Keitel,
Tom Wilkinson, Bill Murray, Owen Wilson gibi isimler yer alıyor.
Schindler’in Listesi ve İngiliz Hasta
filmlerinde canlandırdığı karakterlerle en iyi erkek oyuncu dalında Oscar’a
aday gösterilen Ralph Fiennes, Büyük
Budapeşte Oteli’nin başrolünün yanı sıra The
Invisible Woman / Görünmeyen Kadın filminde bu kez
hem yönetmen hem de oyuncu olarak karşımıza çıkıyor. Yazar Charles Dickens’ın
karısına rağmen uzun yıllar tutkulu bir aşkla ilişkisinin sürdüğü oyuncu Nelly
Ternan’ı anlatan film Abi Mogan tarafından senaryoya uyarlandı. Ralph Fiennes’in canlandırdığı Dickens’ın
unutulmaz aşkı Nelly’yi Felicity Jones
canlandırıyor.
2003
yılında İstanbul Film Festivali Sinema Onur Ödülü’nü alan yönetmen
Stephen Frears’ın Martin
Sixsmith’in The Lost Child of Philomena isimli kitabından
uyarladığı son filmi Philomena / Umudun Peşinde de Akbank
Galaları kapsamında izleyicilerle
buluşacak. Aynı zamanda festivalin
açılış filmi olan Philomena, kayıp oğlunu arayan bir annenin
gerçek öyküsünü anlatıyor. Prömiyerini yaptığı Venedik Film Festivali’nde
birçok ödül kazanan Umudun Peşinde, dört dalda BAFTA, üç dalda Altın
Küre ve “En İyi Film” ile “En İyi Kadın Oyuncu” dahil dört dalda
da Oscar’a aday gösterildi. Jeff
Pope ve İngiliz mizahının
başarılı ismi, aynı zamanda filmin
başrol oyuncularından Steve Coogan
tarafından senaryolaştırılan filmde,
Philomena rolünü etkileyici
performansıyla Judi Dench
üstleniyor.
Fransız
yönetmen Cédric Klapisch’in L’Auberge Espagnole / İspanyol
Pansiyonu ve Les Pouppées Russes / Rus Bebekler’den
sonra çektiği, üçlemenin son filmi Chinese Puzzle / Aşk
Bulmacası, çocuklarından
ayrı kalmaya dayanamayarak eski eşinin peşinden New York’a taşınan 40 yaşındaki
Xavier’nin maceralarını anlatıyor. Bu hareketli kent komedisinde Klapisch’in
daha önceki filmlerinde de beraber çalıştığı Romain Duris, Audrey
Tautou ve Cécile de France rol alıyor.
Downton Abbey isimli televizyon dizisiyle BAFTA’dan
En İyi Yönetmen Ödülü kazanan Brian
Percival, birçok ülkede en çok satanlar listelerinde yer alan The
Book Thief / Kitap Hırsızı kitabını aynı adla sinemaya uyarladı. Kitap
Hırsızı’nda
rol alan genç oyuncu Sophie Nélisse
performansı ile dikkat çekerek Satellite Film ve Phoenix Film Eleştirmenleri
Topluluğu tarafından ödüle layık görüldü. Nazi Almanya’sında geçen Kitap
Hırsızı, Azrail’in gözünden bir kızın kitap çalarak kendine büyülü bir
dünya kurmasını anlatıyor. Filmin başrollerinde ayrıca Geoffrey Rush ve Emily Watson
yer alıyor.
Roman Polanski’nin aynı adlı ünlü tiyatro
oyunundan uyarladığı ve Cannes’da Altın Palmiye için yarışan son filmi
Venus in Fur / Kürklü Venüs merakla beklenen Gala filmlerinden. Kadın ve erkek
arasındaki savaşın bir yansıması olarak bir yönetmen ve onun sahneye koyacağı
oyunda başrolü kapmaya çalışan bir aktrisin birbirine hazırladığı kurnaz
tuzakları anlatan filmde Polanski hınzırca
kendisiyle de dalga geçiyor. Yönetmen rolündeki Mathieu Amalric, şaşırtıcı şekilde Polanski’nin gençliğine benzerken, aktrisiyse Polanski’nin gerçek
hayattaki karısı Emmanuelle Seigner
canlandırmakta. Polanski bu filmiyle 28 Şubat’ta Cesar’larda En İyi Yönetmen
ödülünü kazandı.
Akbank Galaları bölümünün
en merakla beklenen filmleri Villeneuve’den! 2009 Filmekimi’nde Polytechnique filmiyle izlediğimiz, 30.
İstanbul Film Festivali’nde Incendies / İçimdeki Yangın filmiyle Altın Lale
için yarışan Kanadalı yönetmen Denis Villeneuve 2013 yılında yaptığı
son iki filmi Enemy /
Düşman ve Prisoners / Tutsak ile bu yıl yine festival programında.
Nobel
ödüllü yazar José Saramago’nun Türkiye’de de yayımlanan The Double / Kopyalanan Adam
isimli romanından esinlenerek Javier
Gullón tarafından senaryosu yazılan gerilim filmi Düşman, televizyonda
kendisine çok benzeyen birini gören bir adamın bu benzerinin izini sürüşünü ele
alıyor. Villeneuve’ün bu filminde başrolü, birbirine tıpatıp benzeyen iki ayrı
adamı oynayan Jake Gyllenhaal
üstlenirken, Mélanie Laurent, Isabella Rossellini, Sarah
Gadon, Stephen R. Hart ve Jane Moffat gibi isimler ona eşlik ediyor. Düşman, Courmayeur Noir
Film Festivali’nde En İyi Film Ödülü kazandı.
En İyi
Görüntü dalında Oscar’a aday gösterilen Tutsak ise, kaçırılan iki kız
çocuğunun aranması sırasında yaşananları anlatıyor. Denis Villeneuve, Düşman filmini çekerken yeni bir
film yönetmek için teklif alınca birlikte çok uyumlu çalıştığı Jake Gyllenhaal’ı hemen bu yeni filmin
kadrosuna da dahil ediyor. Soluk soluğa izlenen bir polisiye gerilim olan
Tutsak’ın oyuncu kadrosunda, bu kez yardımcı rolde olan Gyllenhaal’ın yanısıra Hugh
Jackman, Maria Bello, Terrence Howard, Melissa Leo ve Paul Dano yer alıyor.
Yönetmen Fred Schepisi’nin merakla beklenen
filmi Words and Pictures / Sözcükler ve Resimler de Türkiye’deki
sinemaseverlerle ilk defa “Akbank
Galaları”nda buluşacak filmlerden…
·
Savaş ve Hatıralar: Aleksey German Filmleri
Yalnızca
altı film yapmasına rağmen Rus sinemasında büyük saygınlık kazanan, adı çoğu
zaman Tarkovski’yle birlikte anılan Aleksey
German’ın tüm filmleri festival kapsamında izleyiciyle buluşacak. 2013
yılında hayatını kaybeden ünlü yönetmenin yapıtlarını bir araya getiren
retrospektifte The Seventh Companion / Yedinci Uydu, Trial on the Road /
Kahraman Mı, Hain Mi?, Twenty Days Without War /
Savaşsız Yirmi Gün, My Friend Ivan Lapshin /
Arkadaşım İvan Lapşin, Khrustalyov, My Car! / Hrustalyov,
Arabamı Getir! ve German’ın ölümünün ardından eşi tarafından tamamlanan
2013 yapımı Hard to be a God / Tanrı
Olmak Zor İş filmleri gösterilecek.
·
Ustalar
“Ustalar”
bölümünde sinemaseverler, dünya sinemasına yön vermeyi sürdüren, yıllara meydan
okuyan usta yönetmenlerin son filmlerini izleme fırsatı bulacak.
Efsane
yönetmen Andrzej Wajda’nın Robert Wieckiewicz, Agnieszka
Grochowska ile Iwona Bielska’nın başrollerini paylaştığı son filmi Walesa. Man
Of Hope. / Walesa, Nobel Barış Ödülü sahibi Lech
Walesa’nın haklarını savunan bir dok işçisinden önce Dayanışma Sendikası
liderliğine, oradan Polonya’nın cumhurbaşkanlığına uzanan benzersiz
yolculuğunun hikâyesini anlatıyor. Polonya’nın En İyi Yabancı Film Oscar adayı
olan ve ilk gösterimini Venedik Film Festivali’nde yapan Walesa, yılın en iyi
politik filmlerinden. Andrzej Wajda,
bu yıl festivalin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alacak. Ödül, Walesa’nın gösteriminde
filmin başrol oyuncusuna verilecek.
Exotica ve Ararat filmleriyle tanınan yönetmen Atom Egoyan’ın son filmi Devil’s Knot /
Şeytan Düğümü Maria Leveritt’in gerçek olaylara dayanan aynı isimli
romanından sinemaya uyarlandı. Yapımcılığını Paul Harris Boardman’ın yaptığı ve
Reese Witherspoon, Kevin Durand, Stephen Moyer, Colin Firth, Elias
Koteas ile Bruce Greenwood’un
rol aldığı filmde 1993 yılında kaybolan üç çocuğun cesetlerinin ortaya
çıkışıyla bu kapalı toplumun ve ailelerin nasıl tepki verdiği, suçsuz
olduklarını iddia etmelerine rağmen satanistlik ve cinayetle suçlanan üç gencin
sorgu ve dava süreçleri anlatılıyor. Atom Egoyan’ın Exocita çizgisine geri
döndüğü filmi Şeytanın Düğümü.
Philippe Garrel’in yeni filmi Jealousy /
Kıskançlık’ta başrol yine
yönetmenin oğlu Louis Garrel’in. Ancak bu kez genç aktör, dedesinden
esinlenilerek yazılmış bir karakteri canlandırmakta. Kadın erkek ilişkileri,
Parisli bohemler, sanat dünyası ve siyah beyaz görüntülerle Garrel’in önceki
filmlerine aşina olanların seveceği hikâye günümüzde geçiyor olsa da filmde iki
kadın arasında kalan babasının hayatını gözleyen küçük kız çocuğu Philippe
Garrel’den başkası değil! Filmin başrol oyuncu Anna Mouglalis de festivalin konukları arasında.
Terry Gilliam’ın son filmi The Zero Theorem /
Sıfır Teorisi, yönetmenin 1985’te Brazil’le başlayıp 1995’te 12 Monkeys / 12 Maymun’la devam eden distopya üçlemesinin son filmi.
Senaryosunu Pat Rushin’in yazdığı bu
bilimkurguda, yaşamın anlamını ortaya çıkarmaya çalışırken üst düzeyde
birilerinin ayağına basan yalnız bir hacker’ın hikâyesi anlatılıyor. Dünya
prömiyerini Venedik Film Festivali’nde yapan Sıfır Teorisi’nin oyuncu
kadrosunda Christoph Waltz, Lucas Hedges, Ben Whishaw, Tilda Swinton,
Mélanie Thierry ve David Thewlis gibi isimler bulunuyor.
Belirsiz bir gelecekte geçen film, Gilliam’a özgü göz alıcı set tasarımları ve
teknolojiyle paranoyayı buluşturan bir aksiyon.
Bertrand Tavernier’nin San Sebastián Film Festivali’nde
En İyi Senaryo Ödülü’nü alan son filmi Quai d’Orsay /
Dışişleri bürokrasiyle dalga
geçen keyifli bir siyasi taşlama. 2001
yılında İstanbul Film Festivali’nin Yaşam Boyu Başarı Ödülü’nü alan usta
yönetmen Bertrand Tavernier’nin filminin oyuncu kadrosunda Julie
Gayet, Jane
Birkin, Thierry Lhermitte, Raphaël Personnaz ve Niels
Arestrup yer alıyor. İlk gösterimi
Toronto Film Festivali’nde yapılan filmin esin kaynağı, filmin senaristi, Abel
Lanzac mahlasını kullanan Fransız dışişlerinde çalışan Antonin Baudry ve grafik
sanatçısı Christophe Blain’in birlikte tasarladıkları aynı adlı çizgi roman.
Bir
ustanın diğer bir ustayla dostluğunu anlatması sinemada çok rastlanmıyor. How
Strange to be Named Federico, Scola Narrates Fellini /
Ettore Scola Fellini’yi Anlatıyor ise tam da böyle bir
film. Hem çok yakın dost hem de iki meslektaş olan Federico Fellini’yle Ettore
Scola’nın dostlukları beyazperdeye yansıyor. Hem İtalyan hem dünya sinemasına
benzersiz bir bakış.
Festivalde
1970 yapımı kült filmi Baal de gösterilecek olan Volker Schlöndorff’un Berlinale’de özel
bir galada gösterilen son filmi Diplomacy / Diplomasi, 2. Dünya
Savaşında geçen ve gerçek bir olaya dayanan bir psikolojik gerilim. Filmin iki
kahramanı, Müttefiklerin yaklaşmasıyla Paris’i yerle bir etme emri alan Nazi
birliklerinin kumandanı Von Choltitz ve onu bu kararından vazgeçirmeye çalışan
İsveç elçisi Nordling.
Berlin
Film Festivali’nde prömiyerini yapan ve başrolünü Charlotte Gainsbourg’un oynadığı, Lars von Trier’in tartışmalı son filmi Nymphomaniac / İtiraf,
bir seks bağımlısı hakkında. Ancak pek çok eleştirmenin de yazdığı gibi, açık
seks sahnelerine rağmen film aslında erotik değil. Bilakis, kasıtlı biçimde
seksi olmayan bir film. Yarattığı tartışmalar daha ziyade insan doğası, sekse
bakışımız ve tabii ki her filmiyle, yaptığı her açıklamayla gündem yaratan
yönetmenin kendisi üzerine. Film 1. bölüm ve 2. bölüm olarak iki ayrı seansta
gösterilecek.
·
Dünya Festivallerinden
Sabah Gazetesi sponsorluğundaki “Dünya Festivallerinden” bölümü, festival izleyicilerine 20 yönetmenin
yakın dönemde uluslararası festivallerde gösterilen, çoğu ödüllü son yapıtlarından
örnekler sunacak.
Berlin
Film Festivali’nde büyük ödül Altın Ayı’yı kazanan film, bu yıl da festival
programında yer alıyor. Diao Yinan’ın
üçüncü uzun metrajı olan Black Coal, Thin Ice / İnce
Buz Kara Kömür Çin’in kuzeyinde geçen bir polisiye. Film, aynı zamanda
Berlin’de başrol oyuncusu Lİao Fan’a da En İyi Erkek Oyuncu Ödülü’nü getirdi.
Polonya’da
Nazi işgali ile Holokost’un acı izlerini süren bir hikâye anlatan Pawel
Pawlikowski’nin son filmi Ida, uluslararası festivallerde
birçok ödüle layık görülerek 2014’ün en iyilerinden olmaya doğru yol aldı.
Londra, Les Arcs, Gdynia ve Varşova film festivallerinden En İyi Film, Toronto’da
FIPRESCI Ödülü’nü alan Ida,
ayrıca Les Arcs Film Festivali’nde her iki başrol oyuncusu Agata Kulesza
ve Agata Trzebuchowska’ya da En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini kazandırdı.
1960’larda Polonya’da geçen, son derece çarpıcı görüntüleriyle dikkat çeken
siyah–beyaz film, genç rahibe adayı Anna’nın son yeminini etmeden hemen önce
aslında Yahudi olduğunu öğrenmesiyle değişen hayatını anlatıyor. Pawel Pawlikowski ve filmin başrol
oyuncusu Agata Trzebuchowska da
festivale katılacak.
2013
Cannes FIPRESCI Belirli Bir Bakış Ödülü alan Manuscripts Don’t
Burn / Elyazmaları Yanmaz, İran rejiminin 21 yazar ve gazeteciye
suikast planladığı 1995 yılında yaşanan gerçek olaylardan yola çıkarak çekildi.
Filmde, yönetmen Muhammed Rasulof,
İran’da uygulanan sansürü, zulmü ve otoriter rejimi, İran’da bir aydın ve
siyasi tutuklu olarak yattığı hapishanede anılarını gizlice kâğıda aktaran yazar
Kasra üzerinden anlatıyor. Altı yıl hapis cezasına çaptırılan ve film çekmesi
yasaklanan yönetmen Muhammed Rasulof’a
Ekim 2013’ten beri yurtdışına çıkma yasağı da getirilmiştir. Can güvenlikleri
açısından, film ekibinin isimleri gizli tutulmaktadır.
Her daim
büyüleyici Catherine Deneuve ve (Le
grand soir ve Mammuth filmlerinin yönetmeni) Gustave Kelvern’in başrollerini paylaştığı ve Pierre Salvadori’nin yönettiği In
the Courtyard / Avludaki Fısıltılar,
şubat ayındaki Berlin Film Festivali’nde özel bir galada izleyiciyle buluştu.
Hem dokunaklı hem de güldürücü bir film olan In the Courtyard’da, Paris’te
bir binada, yaşamlarını yapayalnız sürdürmekte olan Mathilde ve Antoine’ın
öyküsünü izliyoruz. Kırk yaşındaki müzisyen Antoine aniden müzik kariyerine noktayı
koyar. Sonra da, Paris’teki eski bir binanın kapıcısı olarak çalışmaya başlar.
Daha yeni emekli olan komşu Mathilde ise tatlı ama insanlara güvenmeyen bir
kadındır. İkilinin arasında yavaş yavaş alışılmadık bir dostluk kurulur.
Dünya
festivalleri bölümünde, 2013’te Tabu adlı filmiyle uluslararası
başarı kazanan ve bu yıl Venedik Film Festivali’nde gösterilen Miguel Gomes’in son
kısa filmi Redemption / Kefaret de var. Festival kapsamında,
Meksikalı yönetmenin, Cântico Das Criaturas / Tüm
Varlıkların İlahisi , 31, Inventário De Natal / Noel
Hediyeleri ve Entretanto / Bu Arada adındaki kısa
filmleri de Kefaret’le birlikte gösterilecek.
2013
yılında Abu Dhabi Film Festivali’nde Jüri Özel Ödülü, Chicago Film Festivali’nde
En İyi Film, Duhok Film Festivali’nde (Irak) En İyi Film, En İyi Senaryo ve En
İyi Kadın ve Inverness’te İzleyici Ödülü’nü alan My Sweet Pepper Land /
Tatlı Biber Diyarım bir direniş filmi. Votka Limon ve Kilomètre zéro
/ Sıfır Kilometre filmleriyle
tanınan yazar ve yönetmen Hiner Saleem’in
son filmi Tatlı Biber Diyarım, Saddam Hüseyin’in düşmesinden sonra, İran–Türkiye
sınırındaki köyde komiser olan Kürt savaş kahramanı Baran’ın bölgede hüküm
süren kaçakçılarla mücadelesi konu ediliyor. Ortadoğu usulü bu kışkırtıcı ve
şakacı kovboy filminde; Baran’ın, yeni açılan okulun genç ve bağımsız öğretmeni
Govend ile birlikte geleneksel baskılara ve köy ağasına başkaldırısını
izleyeceğiz. Hiner Saleem ve Golshifteh Farahani de festivalin konukları
arasında.
2013
yılında Mar Del Plata Film Festivali’nde Özel Jüri Ödülü’nü kazanan Amerikan
Bağımsız Sineması’nın öncü yönetmenlerinden Alexandre Rockwell’in son filmi Little Feet /
Minik Ayaklar iki kardeşin, mahallelerine yeni taşınan bir çocukla
nehre yaptıkları yolculuğu konu alan bir aile filmi. Filmin başrollerinde
Rockwell’in küçük kızı Lana’yla beraber senaryosunu yazdığı, siyah–beyaz
görüntüleri ve serbest kurgusuyla özgün bir anlatım yakalayan filmde
başkarakterleri de yönetmenin çocukları iki kardeş, Lana ve Nico Rockwell
canlandırıyor.
The Full Monty’nin yapımcısı Uberto Pasolini, ikinci yönetmenlik denemesi Still Life /
Durgun Hayat’ta kimsesizlerin akrabalarını
araştıran sıradan bir adamın hayatını perdeye taşıyor. Komedi ve dram arasında
sağlam bir denge tutturan Durgun Hayat, ailenin öneminin
altını çizen hüzünlü bir film. Yönetmen Uberto
Pasolini bu filmi ile Venedik Film Festivali Ufuklar ve Eleştirmenler
bölümlerinde En İyi Yönetmen ödülünü aldı. Pasolini de festivalin konuklarından
olacak.
Ödüllü psikoterapist Jonathan Asser’ın kaleminden beyazperdeye uyarlanan,
yönetmenliğini David Mackenzie’nin yaptığı Starred Up / Yüksek
Risk, A Prophet / Yeraltı Peygamberi’nden
sonra çekilen en iyi hapishane filmi olarak görülüyor. Yüksek Risk, şiddete yatkın olan genç mahkûm Eric’in
hapishanede ayakta kalabilme mücadelesinin öyküsünün anlatıldığı, beklenmedik
olayların ardı ardına geliştiği ve göz kırpmadan izlenen sarsıcı bir film. Eric
rolüyle genç aktör Jack O’Connell, Les Arcs Film
Festivali’nde En İyi Erkek Oyuncu ödülünü aldı. David Mackenzie de festivale
katılacak konuklar arasında.
Yorgos Tsemberopoulos’ın 12 yıl aradan sonra çektiği ilk
film olan The Enemy Within / İçimizdeki Düşman, mutlu aile ve iş
yaşamını sakince sürdüren sıradan bir adamın evini serserilerin basmasıyla
şiddetle tanışmasını ele alan, Yunan yeni dalga sinemasının en yeni
örneklerinden. Ülkeyi saran yolsuzluk ve kriz ortamını da yansıtan film Luxor
Film Festivali’nde Gümüş Sütun Ödülü’nü aldı. Yorgos Tsemberopoulos da festivale katılacak.
Insomnia / Uykusuz ve Prozac Nation
filmleriyle tanınan Erik Skjoldbjærg
imzalı 2013 yapımı Norveç gerilim filmi Pioneer / Öncü, derin deniz
dalgıcı bir adamın, okyanusun dibinde gerçekleşmiş trajik bir kaza hakkındaki
gerçekleri ortaya çıkartırken uluslararası petrol şirketlerinin çıkar
çatışmalarına denk gelerek hayatını tehlikeye atışını anlatıyor. Norveç’in
bugünkü zenginliğine ulaşmasını sağlayan petrol yataklarının ilk bulunduğu
yılları anlatan film, Toronto Film Festivali’nde “Özel Gösterim” bölümünde yer
aldı. Filmin oyuncu kadrosunda Wes
Bentley, Stephen Lang ve Aksel Hennie var. Öncü, Chicago Film
Festivali’nde En İyi Görüntü Ödülü aldı.
Donovan Marsh’ın son filmi iNumber Number / Vurgun,
hem görselliği, hem konusu hem de yapım süreciyle büyük ilgi toplayacak olan
bir polisiye aksiyon. Filmin başrolündeki S’dumo Mtshali, Marsh’ın televizyonda
yayımlanan “Class Act” adlı oyunculuk yarışmasının galibi oldu. Bu film de
Mtshali için yazıldı. Mtshali filmde hakkı yendiği için bir defalık bir soygun
yapmaya kalkışan dürüst bir sivil polisi canlandırıyor.
İlk uzun
metraj filmi Belle Epine ile
tanıdığımız Rebecca Zlotowski’nin
ikinci filmi Grand Central / Nükleer Santral işçi sınıfının
dramını bir yasak aşk üzerinden anlatıyor. Oyuncu kadrosunda Mavi En Sıcak Renktir filminin başrol
oyuncularından Léa Seydoux’nun yer
aldığı film Viyana Film Festivali’nde FIPRESCI Ödülünü aldı.
Bay Lazarescu’nun Ölümü filmiyle tanınan Romen yönetmen Cristi Puiu’nun son filmi
Three
Interpretation Exercises / 3 Oyunculuk Egzersizi, adından da
anlaşılacağı gibi oyunculuk öğrencilerine yönelik bir egzersizin filmi. Puiu,
2012’de Toulouse’da Les Chantiers Nomades okulu tarafından bir atölye çalışması
için davet edildiğinde ders vermek yerine böyle bir film çekmeyi tercih eder. Oyunculara
Rus şair ve filozof Vladimir Solovyov’un Üç
Konuşma adlı yapıtını uyarlayarak verir ve doğaçlamalarla bu yapıtı
oynamalarını talep eder. Hem hayat hem de felsefe ve oyunculuk üzerine
olağanüstü ilginç bir deneme–belgesel–film.
Berlin’de
Kiliseler Birliği Ödülü’nü kazanan Calvary / İnfaz ise İrlandalı
yönetmen John Michael McDonagh’un
sırlar ve ölüm korkusunu tiye aldığı bir kara komedi. Filmde Brendan Gleeson’ın
canlandırdığı bir rahip, günah çıkartan bir adamın bir hafta içinde onu
öldüreceğini söylemesiyle bu yedi günde hem hayatını toparlamaya hem de
katilini vaz geçirmeye çabalıyor.
·
Mayınlı Bölge
İstanbul Film Festivali’nin ilgiyle beklenen bölümlerinden
“Mayınlı Bölge”de farklı tür ve
anlatım teknikleriyle sınırları zorlayan, yaklaşımları ve teknik özellikleriyle
tekinsiz yerlerde dolaşan 9 film
gösterilecek.
Alexandros
Avranas’ın yazıp
yönettiği Yunan sinemasının Yeni Dalgası diye nitelenen hareketin başarılı bir
örneği sayılan ve 2013’ün uluslararası alanda en çok ses getiren Yunan filmi Miss
Violence / Şiddet Güzeli 11 yaşındaki kızlarının doğum
gününde intihar etmesi üzerine sessiz kalan bir ailenin dramını konu alıyor.
Ekonomik krizin ahlaki yozlaşmayla ilişkisini değerlendiren film, Venedik Film
Festivali’nde İstanbul doğumlu başrol oyuncusu Themis Panou’ya En İyi
Erkek Oyuncu dalında Volpi Kupası’nı ve Alexandros Avranas’a En İyi
Yönetmen ödülünü kazandırdı. Alexandros
Avranas ve Themis Panou da
festivale katılacak.
Tsai Ming–liang’ın programdaki
diğer filmi Stray Dogs / Sokak Köpekleri, Taipei Film Festivali’nde En İyi Erkek
Oyuncu ve En İyi Yönetmen; Venedik Film
Festivali’nde ise Jüri Özel Ödülü ile Özel Mansiyon kazandı. Başrollerini
Kang–sheng Lee, Shiang–chyi Chen, Yi Cheng Lee’nin paylaştığı dramda Tsai Ming–liang, sırtında
tabelalarla ayaklı reklam panosu olarak çalışan evsiz bir adam ile iki
çocuğunun hikâyesini kendine has minimal bir anlatımla ele alıyor.
Goodbye, Dragon Inn / Elveda Sinema ile
2004’te Altın Lale’yi kazanan Tsai Ming–liang’ın Şubat ayında Berlin Film
Festivali’nin Panorama Bölümü’nde ilk kez izleyici karşısına çıkan son filmi Journey
to the West / Batıya Yolculuk, yönetmenin
İstanbul Film Festivali programında yer alan ikinci filmi. Başrolünde yine
yönetmenin fetiş oyuncusu Lee Kang–sheng ile Leos Carax’ın fetiş oyuncusu Denis
Lavant’ın rol aldığı Batıya Yolculuk, Budist
ritüellerinden esinlenerek, bir Budist keşişin Marsilya ve Noailles sokaklarını
yavaş adımlarla katetmesini izliyor.
Filipin
sinemasının bağımsız yönetmeni Lav Diaz’ın
en yeni filmi Norte, The end of History /
Tarihin Sonu 2013 yılında birçok film listesinin üst sıralarında yer
aldı. Dostoyevski’nin Suç ve Ceza’sını
günümüz Manila’sına taşıyan film, haksız yere cinayetle suçlanan sıradan bir
adam ile memleketteki bitmek bilmeyen ihanet ve kayıtsızlıktan bunalmış
nihilist bir entelektüel olan gerçek katilin paralel yaşamlarını izliyor. Tarihin Sonu Nuremberg İnsan Hakları
Film Festivali’nde Büyük Ödül’ü aldı.
Hamburg’da
En İyi Senaryo, Fantastic Festival’de (ABD) En İyi Kadın Oyuncu, AFI’de Yeni
Auteur’ler Eleştirmenler Ödülü, Tallinn’de En İyi Gençlik Filmi ödüllerine
layık görülen Nothing Bad Can Happen / Her Şey Düzelecek, “İsa Çılgınları” adındaki dini bir gruba katılarak kendine yeni
bir yaşam kurmaya çalışan genç ve dindar Tore’yi izliyor. Yanlarına taşındığı
ailenin gitgide yükselen fiziksel ve psikolojik şiddetine yalnızca inancıyla
karşılık vermeye çalışan Tore’nin çektiği eziyet akıl almaz noktalara
varacaktır. Gerçek olaylardan yola çıkan Katrin
Gebbe’nin bu ilk filminin prömiyeri Cannes Film Festivali’nin “Belirli Bir
Bakış” bölümünde yapıldı. Yönetmen festivalde filmini sunmak için İstanbul’a
geliyor.
Cormac McCarthy’nin aynı adlı romanından uyarlanan
Child
of God / Tanrının Oğlu’nun
yönetmen koltuğunda oyunculuğuyla da tanınan James Franco var. Franco,
filmin oyuncu kadrosunda da yer alırken aynı zamanda senaryosuna da katkıda bulunmuş.
70. Uluslararası Venedik Film Festivali’nin yarışma bölümünde dünya prömiyerini
yapan filmin başrollerinde Tim Blake
Nelson ve Jim Patrick yer alıyor.
Filmde 1960’lı yıllarda, sosyal düzenin dışında yaşamaya çalışan vahşi bir
adamın, başarısız bir şekilde hayata tutunmaya çalışırken derin bir suç ve
değersizleşme sürecine çekilmesi anlatılıyor. Cormac McCarthy’nin No Country for Old Men / İhtiyarlara Yer Yok romanı da daha önce
sinemaya uyarlanmıştı.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder
Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.