30 Eylül 2014 Salı

In Fear


Korku filmlerinin içeriğini bilmeden konusu hakkında tahmin yapmak bu sıralar zor olmasa gerek. Orman, esas oğlan-esas kız, kaybolma, araç arıza ve davetsiz misafirler... Bu temalara dayanan korku filmleri artık klişe olmaktan öteye gitmiyor ve aynı malzemeden aynı konulardan filmler yapılmaya devam ediyor. İlk sırayı Hollywood çekmekte tabiki. In Fear (Korku Yolu, 2013) örnek filmlerden sadece biri. Söz konusu tür korku olunca alışılagelenin aksine kurgu ve senaryo bulmanın zor olduğunu kabul ediyorum. Ama seyirci aynı işleyiş, konu olmasına rağmen farklı tatlar, farklı oyunculuklar, farklı çekim teknikleri görürüm umuduyla izlediği korku filmlerinde bir daha hüsrana uğruyor. Sinemasever olarak, hele ki korku türüne ayrı bir ilgi besleyen birisi olarak sitemim şimdilik bu kadar.

Yönetmen Jeremy Lovering’in parlak bir yönetmenlik deneyimi bulunmamakta. Kendisi birkaç kısa film, TV filmi ve TV dizisi yönetmiş. Elle tutulur ilk sinema filmi diyebiliriz. Açıkçası filmi izlemek istememin bir nedeni buydu. Kendisini ispat etmek isteyen yönetmenlerin ilk filmi her zaman başarılı olmuştur. Maalesef bu fikrimi Jeremy Lovering için söylemek biraz zor.

Filmin kadrosu iki başrol ve bir yardımcı oyuncu olmak üzere toplam üç kişiden oluşmakta. Beautiful Creatures filminden tanıdığımız Alice Englert ve Iain De Caestecker. Alice Englert henüz 1994 doğumlu genç ve umut veren bir oyuncu. Iain De Caestecker'un ise başarılı bir oyuncu profilini kazandığını düşünüyorum. Film boyunca ikisi de ortalama bir oyunculuk sergiliyorlar. Olağanüstü bir oyunculuk ortaya konulacak bir film olmamasından diye düşünüyorum.

Senaryonun oluşumunu yönetmenle yapılan bir röportajdan anlamak mümkün. Başından geçen bir olayı şöyle aktarıyor Jeremy Lovering;“Birkaç yıl önce İrlanda’nın ücra bir köşesinde yaşayan bir aileyi ziyarete gidiyordum. Hiçliğin ortasındaki evlerine varmak için ana yoldan ayrılıp işaretleri takip etmem gerekiyordu. İşaretler, beni yoldan saptığım noktaya geri götürmüştü. Bir yerde yanlış köşeden döndüğümü düşünerek bütün işaretleri yeniden takip ettim ama sonuç aynıydı: Başladığım noktaya dönmüştüm. Hava kararmaya başlamış, şiddetli bir yağmur inmeye başlamıştı. Kendimi bir korku hikayesinin ortasında bulmuş gibi hissettim. Dışarıda gizli bir gücün olduğunu düşünmeye başlamış bile olabilirdim. Sonra şansımı yeniden denedim. Bu sefer çıkmaz bir yola girdiğimi düşünüyordum ki biraz ileride yeni bir işaret gördüm ve o işaret de beni başladığım noktaya getirdi. O ilk noktada bir bar vardı. Bara girdim ve durumu anlattım. Gülüşmeler oldu. Bardakiler bir şaka olarak, işaretlerin yerini değiştirerek bütün yolların barın olduğu noktaya çıkmasını sağlamışlar. Korku Yolu, bu deneyimimden ortaya çıkan bir iş. Çok kanlı öğeler kullanmak yerine psikolojik gerilime ağırlık vererek korkuyu yansıtmaya çalıştım. Bir evde yaşanabilecek saldırının arabaya uyarlanması fikri ve klostrofobiyi daha gerçekçi biçimde gösterebilecek olma özgürlüğü hoşuma gitti.” (1)

Bu aynı noktaya çıkma, yolunu bulamama olayı film için de zemin hazırlamış. Kan yerine psikolojik gerilim, ev yerine arabaya hapsetme mantığı yönetmenin fark yaratma arzusundan kaynaklanıyor. Kısmen de olsa bu farkı ekrana yansıtmış ama maalesef beklentinin altında kurgu ve olay dizilimi olmuş. Filmin kurgusunda olan kopukluklar bazı olayların havada kalmasına neden olmuş. Film boyunca aklımızdan geçen “neden” sorusunun cevabı üstü kapalı olarak verilmiş, yola çıkmadan önce yaşanılanlar diyalogla değil de görsel olarak yansıtılmış olabilirdi. “THERE IS NO SIGNAL” klişesini yine mi diyerek karşıladım, şaşırmadım. Daha yaratıcı, daha klostrofobinin içine düşüldüğü bir çekim ve kurguyla iyileştirilebilirdi.

Bir de olaya pozitif yönden bakarsak, karanlık çökünce adrenalinin artması zamanlama açısından iyi olmuş. Bu olanlar gündüz olsa aynı etkiyi bırakmayabilirdi. Ne zaman yağmur hızlandı, akşam oldu; o zaman filmin havası değişti. Filmin bana göre tek artısı gri, mistik havasıyla muhteşem İrlanda'da geçmesi ve acaba sonunda farklı bir şey olur mu beklentisi…

Korku Yolu, mutasyona uğramış veya adına ne derseniz değişik insan tiplerinin avına düşen bir grup genci konu alan klasik Amerikan slasher türlerinden bir tık ötede bir film. Ve bana İspanyol yapımı El rey de la montaña filmini anımsattı. Türün ve konunun seveniyseniz, diğer izlediklerinizden fark yaratmayacak ortalama seyirlikte yer alan bir film Korku Yolu. Yağmurlu bir bahar günü İrlanda havasını yaşamak için denenebilir.


(1) Yönetmenin filmle ilgili görüşleri filmin Türkiye dağıtımcısı Bir Film'in hazırladığı basın bülteninden alınmıştır.


Eren Şimşek
erensim189@hotmail.com


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder

Yorumlarınız onaylandıktan sonra yayınlanacaktır.